MAKALELER
FİKRİ HUKUK
GENEL BAKIŞ
Fikri düşünce; elle tutulamayan, gözle görülemeyen, maddi niteliği olmayan düşünsel ürünlerdir. Bunlarında maddi varlıklar gibi mal varlığı değeri vardır. Üstelik bunların çoğu üzerinde geniş anlamda fikir sahibinin manevi hakkıda vardır. Başka bir deyişle nitelikli fikir ürünleri günümüzde artık ticari önemi olan mal sayılır ve Uluslararası ticarette de bunların korunmasına ilişkin özel ve genel üye ülkeleri bağlayıcı uluslararası sözleşmeler yapılımıştır.
Buluş; herhangi bir spesifik sorunun çözümüdür. Patent ise, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Geleneksel terminoloji ile sınai mülkiyet haklarının içinde önemli bir yer tutan "patent hakkı", özellikle teknoloji transferinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendiren maddi olmayan bir mala ilişkin haktır.
Fikri hukukun konusu, nitelikli fikir ürünlerini korumaktır.Fikir, düşünce tamamlanıp dış dünyaya sunulduğu zaman korunur.
Kanunlarımız çıkartılan bir albümün bestecisini, güftecisini, icracı sanatçısını üstelik yapımcısını bile korumaktadır. Her birinin hakları vardır. Korsancılık yaparak sanatçıların fikri hakları ihlal edilmektedir. Üretilen bir saate tüketicilerin büyük bir çoğunluğu mal olarak bakmaktadır. Eserin yapılırken harcanılan emeği tasarımı düşünülmemektedir... Saatin tasarımını yapan endüstriyel tasarımcının, saatin üzerindeki buluşları yapanların hakları korsancılıkla çiğnenmektedir. Merdiven altı çalışanlar sahtecilikle kişilerin fikri haklarını ihlal etmektedirler.
Kitap yazan kişinin çalışması esnasındaki yazıları bir fikirdir. Fakat çalışmasını bitirip kitap haline getirdiği zaman fikri mülkiyet olur.
Araba için yapılan jant tasarımı yapılır ve sonrasında maddeye uygulanır. Burada tasarım hakkı başka eşya hakkı başka haklardır.
Eser taklit edildiğinde fikri haklar söz konusu olur. Mülkiyet haklarına girmez.
Fikri Mülkiyet Hukuku çatı bir kavramdır.
Fikri mülkiyetleri sınırlı sayıdadır. Sadece nitelikli fikir ürünleri özel hukukla korunur. Kanular neyin korunup korunmayacağını, şartları, .. belirtmiştir. Tasarım korunduktan sonra, kimse o malı izinsiz kullanamaz.
FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI
KÜLTÜREL ALAN
TEKNİK ALAN
Fikir ve Sanat Eserleri
Marka Hukuku, Patent/Faydalı Model Hukuku, Endüstriyel Tasarım Hukuku, Ticaret ve Hizmet Markaları, Entegre Devre Topoğrafyaları, Ticaret Ünvanı ve İşletme, Haksız Rekabet Hukuku
Fikri mülkiyet hukukunu öğretisel olarak yukarıdaki gibi ikiye ayırabiliriz.
Kültürel hukukla ilgili temel düzenleme 1957 tarihli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunudur. Alman hukukunda bu kanuna eser sahipliği kanunu da denir.
Teknik alanla ilgili olarak ise eskiden beri Sınai Mülkiyet Hukuku denmektedir. Ancak sınai mülkiyet hukukundaki yasal düzenlemeler birden çoktur. Bu bağlamda bu alanın içiyle alakalı birçok KHK çıkartılmıştır. Örnek: Patent ve Faydalı Maddelerin Korunmasına ilişkin KHK, bu ve bunun gibi KHK'lar 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bunun nedeni ise Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesi aşamasında 1/95 sayılı konsey direktifinin yerine getirilmmesiyle ilgilidir. Çünkü bu direktifte Türkiye'nin fikri mülkiyet konusunda Uluslar arası andlaşmalara uygun olarak iyileştirmeler yapılması koşulu konmuştur. Buna Avrupa mütesabıtı da denebilir. Türkiye ev ödevini yerine getirme doğrultusunda aceleci davranarak yetki kanunuyla KHK çıkarmıştır. Türkiye'nin fikri mülkiyetle ilgili ödevi 2/97 tarihli konsey direktifiyle daha da artmıştır ...
Fikri Mülkiyet Hukuku çerçevesinde her türlü fikir ürünü korunmaz. Fikir ürünü, ilişkin olduğu alanda yasanın aradığı maddi koşullara haiz ise özel korunmadan yararlanır. Harcı alem fikir ürünleri korunmaz. Nitelikli fikir ürünleri korunur. Bu sebeple de fikri mülkiyet hukuku alanında sınırlı sayıda (numerus clasus) ilkesinden söz edilir.
Kültürel Alan: Eser sahibinin haklarını koruyan bir kanundur. Ayrıca bu kanun kapsamında bağlantılı hak sahipliğide düzenlenmiştir. Buna bağlantılı hak denir. Özünde başka bir hakla bağlantılılığı vardır. Bağlantılı Haklar : icracı sanatçıların hakları, fonogram yapımcıların hakları, ...
Fikir ve Sanat Kanununda eserler sınıflandırılmıştır. Bunlar; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserler, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenme ve derlemelerdir.
Fikir ve Sanat eserleri çerçevesinde de korumada sınırlı sayı ilkesi vardır. Sayılan bu eser türleri dışında bir eser yoktur. Ancak bu eserlerin alt kategorileri mevcuttur. Örneğin; güzel sanat eserleri estetik değere sahip olan; yağlı ve sulu boya tablolar, güzel yazılar, heykeller, kabartmalar, ... Eğer bu eserlerin altgruplarında yer alan eser, sayılmayan ama onlara benzer bir tür varsa bu sayma tahdidi (sınırlı) değildir; yeter ki bunlara benzesin, onlar da bu kapsam içinde korunur.
ANA HATLARIYLA FİKRİ MÜLKİYET
İsviçreliler buna maddi olmayan mallar hukukuda derler. Fikri mülkiyet hakkı bildiğimiz üzere mutlak hakkın ta kendisidir. Fikir ürünleri üzerindeki hak o fikir ürününün tamamlanıp dış dünyaya yansıması ile birlikte herhangi bir idari işleme, eyleme gerek olmaksızın kendiliğinden doğar. Bu tür haklar kültürel alandaki fikir ve sanat eserlerine ilişkin ürünlerde söz konusu olur.
O halde; şiir de bir sahibinin hususiyetini taşımak şartı ile eserdir. Kişi dizeleri kıtasında yerleştirmiş ama o an bu şiir hukuk alanının dışındadır. Şiiri söyleyip, dış dünyaya yansıttıktan sonra hukukun yaşam alanına girmiştir. O andan itibaren kişinin mutlak hakkı doğmuştur.
Bazı fikir eserleri üzerlerinde ise mutlak hakkın doğması idari bir işlemin tamamlanması ile mümkündür. Bu idari işlem de tescildir. Örnek olarak, patent alımını verebiliriz. Markalar üzerindeki hak, tescille doğar. Tescil edildiği an başvuran mutlak hakkın sahibi olur.
Türk Patent Enstitüsü'nde işlemi asil kişi gerçekleştirir. Onun yerine patent marka vekilide işlem yapabilir. Tanınmış marka Türkiye'de tescil edilmemiş olsa dahi Paris Convension'u çerçevesinde korunacaktır. Türkiye'de aynı şekilde mutlak hak konusuna sahip olur.
Marka, Patent yani Tescille Doğan Haklar:
Bugün bir farmolojik ürüne ilişkin bir başvuru yapıldığını varsayalım; başvurunun sonuçlanması 6 yıl sürer. Çünkü incelemeli patent tercih edilmişse inceleme, araştırma raporları düzenlenir. Marka alımı da 13-14 ay sürmektedir. Bu başvuru ile tescil arasındaki boşlukta dava açma yönü yoktur. Almanlar buna eksik mutlak hak demektedirler. Ayrıca bu boşlukta üçüncü kişilerce başvuru yapılıp bu kazanılmamış hakka tecavüz edilemez.
Hak sahibi adına tescilli haklarda yapılan tescil hak sahipliği konusunda bir karinedir. Hakkın gaspı ya da hükümsüzlüğü öne sürülerek tescil hakkı sahibine ait karine çürütülür.
05.03.2009 (başvuru) O4.03.2010
Patent : 12 Ay Marka : 6 Ay
Başvurunun 7. ayında benzer buluşu başka bir ülkede tescil ettirme isteği olumsuz sonuçlanır, reddedilir. Fakat daha önceki başvuru reddedilirse diğer başvuru canlanır.
KURAL; Fikir ürününü kim yapmışsa onun üzerindeki hak onu gerçekleştiren tarafından aslen yani orjinal olarak iktisap edilir. Fikir ürünleri üzerindeki hakkın iş sahibimi yoksa çalıştırılan tarafından aslen kazanıldığı tartışılır. Fikri mülkiyet üzerindeki hakkı bizzat o ürünü yaratan kazanır. Kişi o hak üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunabilir.
Fikir ürünü; elle tutulamayan, gözle görülemeyen düşünsel ürünlerdir. Ancak bunları hukuki mal çerçevesinde ticari mal haline getirmekte mümkündür. Yani fikir ürününü bir nesnede cisimlendirmek, tecessüm ettirmek mümkündür. Bir şiiri ya da manzume kitap haline getirilebilir. Çünkü arzu edilen para kazanmaktır. Burada fikir ürünü ile bunun cisimlendirildiği eşya arasında bir fark vardır. Yani; basıp satışa sunulan fikir ürününü bir başkasına devretmiş oluyoruz. Fakat fikir ürünü üzerindeki hak ilim ve edebiyat eseri kategorisinde mutlak hak olarak yine fikir ürününün sahibindedir. O halde eşya haline gelmiş o fikir ürününün kitabını alan kişi eser sahipliği hakkını kazanmaz. Kazandığı hak, eşya hukuku anlamında eserin maliki olmasıdır.
Fikri mülkiyet hakkına sahip olan kişi, hakkı üzerinde her türlü tasarrufu yapabilir. Ancak bunun tek sınırı fikri mülkiyet hakkı sahibinin, fikri mülkiyete ilişkin hakkıyla şahsiyet hakkının üzerinde özgürce hareket edememesidir. Ancak şahsiyet hakkının kullanılması yetkisini verebilir. Örnek ile açıklarsak; eser sahibinin yazdığı kitabı yayınevi çoğaltmak ve yaymak istediği zaman, eser sahibi belirli bir ücret karşılığında bu konuda anlaşabilir. Fakat bu anlaşmadan sonra yayınevi, eserin içeriğinde değişiklik yapma hakkına sahip değildir. Değişiklik şahsiyet hakkının ihlaline girmektedir. Bu tür eserin üslubu ve kapsamında yapılmak istenen değişiklikler, eser sahibinin onamasıyla gerçekleştirilebilir.
Buluşçu patent belgesinde isminin belirtilmesini isteme hakkına sahiptir ve bu onun şahsiyet hakkıdır. Patent belgesi şirkete verilir ama belgenin üstünde buluşçunun adı belirtilir.
Yargıtay'a göre, fikir ve sanat eserleri üzerindeki hak yazılı bir sözleşme ile devredilir. Yargıtay'a göre, eser sahipliğini korumak için 'devirde hangi mali hakların devredildiği belirtilmelidir' içtihadı vardır. İşleme (film,tiyatro) hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, ses-görüntü nakline yarayan araçlarda kamuya iletişim hakkı gibi... Yargıtay bu gibi hakların belirtilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.
Fikir ürünleri üzerindeki mutlak hak sürelidir. Yani öngörülen o süre dolarsa, fikri mülkiyet hakkı da sona erer. Bu süre dolunca fikir ürünü artık kamunun malı olur. Yani herkes haksız rekabete neden olmamak şartıyla o fikir ürününden yararlanabilir. Her fikir ürününde bu süre farklıdır. Eser sahipliği hukukunda bu süreler belirtilmiştir. Eser sahibinin yaşamı süresinde, öldükten sonra da 50-70 yıl süresince devam eder. Bağlantılı haklar da 50 yıl, tescilli tasarımlarda 5 yıl ancak her 5 yılda harç ödenerek yenilenebilir, tavan sınırı 25 yıldır. Markalarda ise 10 yıl'dır ve her 10 yılda yenilenir, tavan sınır ise yoktur. Ama marka ürünleri, eşyanın adı ya da hizmetin adı haline gelir olmuşsa marka, marka sahibinin elinden çıkar ve kamu malı olur. Örnek; konyak, jileti jip gibi ...
Patentte süreler 20 yıl, patant konusu farmolojik ürünse 20+5 yıldır. Entegre devlet tapografyaları (cipler) 10 yıldır. Faydalı modellerde 10 yıldır. İncelemesiz patentte 7 yıldır. Hak sahibinin menfaati ile kamunun menfaatinin dengelenmesi istenmiştir.
Patentin eskiden adı ihtira beratı idi. Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Devlet tarafından tanınan subjektif bir mutlak haktır.
Patent neye verilir?: Yeni (kararnamenin tarihi ile) buluş basamağı, faaliyeti bulunan sanayide uygulanabilir nitelikte olan buluşlar için verilir.
Patent nasıl elde edilir?; Paten buluşçusunun ya da patent vekilinin TPE(Türk Patent Enstitüsü)'ye başvurup Enstitü'nün inceleme süreci sonunda olumlu karar vermesi üzerine tescille elde edilir.
Patent, ya gerçek kişi ya da tüzel kişi adına tescil edilir. Kararname hükümlerine göre patenti alma sonucunda patent sahibi, patent konusu buluşu tek başına kullanmak ve ondan yararlanma hakkına sahiptir. Dolayısıyla 3.kişilerin hak sahibinin izni olmaksızın patent konusu buluştan yararlanmaları hakka tecavüz teşkil eder.
Uluslararası patent tescillerini kolaylaştırmak için uluslararası anlaşmalar yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi Avrupa Patenti Anlaşmasıdır. Bu anlaşma Münih'te yapıldığı için buna Münih anlaşmasıda denir. Avrupa Patenti ile AB Patenti anlaşmaları karıştırılmamalıdır. AB patenti için Lüxemburg Anlaşması vardır, İrlanda'nın çekincesi sebebiyle Anayasal yükümlülüğü yok ve yürürlüğe girmemiştir. Münih Anlaşması'na üye olmak için AB üyesi olma şartı yoktur. Bu anlaşma 1976 yılında imzalanmıştır. Türkiye gözlemci olarak katılmıştır, 2000 yılında ise imza atıp, üye olmuştur.
Bu anlaşmaya üye devletlerden birinin uyruğundaki gerçek veya tüzel kişilerinden biri Avrupa Patent Kurumu'na başvurup, patentini Avrupa Patentine üye olan devletlerde korunmasını isteyebilir. Avrupa Patenti koruma talep edilen her ülkede o ülkenin yasalarına göre korunur. Buna patent demeti denmektedir. Eğer AB Patenti Anlaşması kabul edilirse o patent AB Patent hukukuna göre korunacaktır.
FİKRİ HUKUKUN ALANI ve İLİŞKİLERİ
Fikri haklar mutlak ve subjektiftir. Özel hukukun içinde yer alır. Fakat idarede bu işle ilgilenir. İlgilenmesinin sebebini şöyle açıklayabiliriz; mutlak hak herkese tanınmaz. Kanun hak tanırken bunu bir devletin aracından geçirmelidir. Bunun için devlet; gelen başvurular, anlaşmazlıklar, korumalar için idareyi görevlendirmiştir.
Sicillerin çoğu aleniyet sağlar. Herkes bu sicillere bakarak, neyin nasıl olduğunu anlar. Örneğin; evin malikini, evin üzerindeki ipoteki sicilden öğrenebiliriz. Hak tescille doğan bir haksa, tescil edildikten sonra alenileşir. Yani herkesçe erişilebilir, öğrenilebilir hale gelir. Herkes onun mutlak bir hak olduğunu görür ve hiç kimsenin o hakka tecavüz etmemesi hakkı doğar. Sicille mutlak hak belirtilmiş olur. (Kişilik haklarının korunması için sicile gerek yoktur.) İşte idarenin bu işe burnunu sokmasının sebebi bu mutlak hakkın korunmasıdır. Yoksa fikri hukuk bir kamu hukuku değildir.
Fikri Hukukun, Medeni Hukukla yakın bir ilişkisi vardır. Fikri Hukuktaki özel hükümlerdeki boşluklar Medeni Hukukun temel hükümleri ve tamamlayıcı hükümleri ile doldurulur. Tamamlayıcı hükümler çok önemlidir. Medeni Hukukun tamamlayıcı hükümlerine; kişilerin intikali, hakların devri gibi hususlarda başvurulucaktır.
Lisans sözleşmesi tipik bir sözleşme değildir. Lisans sözleşmesi Borçlar Kanununda tam olarak düzenlenmemiştir. Borçlar Hukukunun genel hükümlerine uygun olarak kurulmalıdır. Diğer hükümlerde ise istedikleriyle ilgili hükümleri uygularlar. Örneğin; kiraya ilişkin istisna hükümleri gibi... Sözleşme özgürlüğünden hareket ederek kıyas yapılır.
Hakka Tecavüz :Hakka tecavüz, iki sonuç doğurur, bunlar; Cezai ve Özel Hukuki sonuçlardır. Cezai sonuç olarak cezai kavuşturmalar uygulanır. Maddi ve manevi zararlara ilişkin ise BK'daki tazminata ilişkin maddeler ve MK'daki hükümler olaya uygulanacaktır.
Sonuç olarak; Medeni Hukukla ilişkis çok yakındır ve mutlak hak kavramı bu ilişkiyi pekiştirmiştir. Medeni Hukuk, Fikri Mülkiyet Hukukunu dolduracaktır.
ALİ UÇAR
Fikri düşünce; elle tutulamayan, gözle görülemeyen, maddi niteliği olmayan düşünsel ürünlerdir. Bunlarında maddi varlıklar gibi mal varlığı değeri vardır. Üstelik bunların çoğu üzerinde geniş anlamda fikir sahibinin manevi hakkıda vardır. Başka bir deyişle nitelikli fikir ürünleri günümüzde artık ticari önemi olan mal sayılır ve Uluslararası ticarette de bunların korunmasına ilişkin özel ve genel üye ülkeleri bağlayıcı uluslararası sözleşmeler yapılımıştır.
Buluş; herhangi bir spesifik sorunun çözümüdür. Patent ise, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Geleneksel terminoloji ile sınai mülkiyet haklarının içinde önemli bir yer tutan "patent hakkı", özellikle teknoloji transferinin aracı olması bakımından gelişmekte olan ülkeleri daha çok ilgilendiren maddi olmayan bir mala ilişkin haktır.
Fikri hukukun konusu, nitelikli fikir ürünlerini korumaktır.Fikir, düşünce tamamlanıp dış dünyaya sunulduğu zaman korunur.
Kanunlarımız çıkartılan bir albümün bestecisini, güftecisini, icracı sanatçısını üstelik yapımcısını bile korumaktadır. Her birinin hakları vardır. Korsancılık yaparak sanatçıların fikri hakları ihlal edilmektedir. Üretilen bir saate tüketicilerin büyük bir çoğunluğu mal olarak bakmaktadır. Eserin yapılırken harcanılan emeği tasarımı düşünülmemektedir... Saatin tasarımını yapan endüstriyel tasarımcının, saatin üzerindeki buluşları yapanların hakları korsancılıkla çiğnenmektedir. Merdiven altı çalışanlar sahtecilikle kişilerin fikri haklarını ihlal etmektedirler.
Kitap yazan kişinin çalışması esnasındaki yazıları bir fikirdir. Fakat çalışmasını bitirip kitap haline getirdiği zaman fikri mülkiyet olur.
Araba için yapılan jant tasarımı yapılır ve sonrasında maddeye uygulanır. Burada tasarım hakkı başka eşya hakkı başka haklardır.
Eser taklit edildiğinde fikri haklar söz konusu olur. Mülkiyet haklarına girmez.
Fikri Mülkiyet Hukuku çatı bir kavramdır.
Fikri mülkiyetleri sınırlı sayıdadır. Sadece nitelikli fikir ürünleri özel hukukla korunur. Kanular neyin korunup korunmayacağını, şartları, .. belirtmiştir. Tasarım korunduktan sonra, kimse o malı izinsiz kullanamaz.
FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI
-
Fikri mülkiyet hakkı mutlak bir haktır.
-
Fikir ürünü uçucudur, yerden ve zamandan soyuttur. Her zaman çalıntıya açıktır.
KÜLTÜREL ALAN
TEKNİK ALAN
Fikir ve Sanat Eserleri
Marka Hukuku, Patent/Faydalı Model Hukuku, Endüstriyel Tasarım Hukuku, Ticaret ve Hizmet Markaları, Entegre Devre Topoğrafyaları, Ticaret Ünvanı ve İşletme, Haksız Rekabet Hukuku
Fikri mülkiyet hukukunu öğretisel olarak yukarıdaki gibi ikiye ayırabiliriz.
Kültürel hukukla ilgili temel düzenleme 1957 tarihli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunudur. Alman hukukunda bu kanuna eser sahipliği kanunu da denir.
Teknik alanla ilgili olarak ise eskiden beri Sınai Mülkiyet Hukuku denmektedir. Ancak sınai mülkiyet hukukundaki yasal düzenlemeler birden çoktur. Bu bağlamda bu alanın içiyle alakalı birçok KHK çıkartılmıştır. Örnek: Patent ve Faydalı Maddelerin Korunmasına ilişkin KHK, bu ve bunun gibi KHK'lar 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bunun nedeni ise Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesi aşamasında 1/95 sayılı konsey direktifinin yerine getirilmmesiyle ilgilidir. Çünkü bu direktifte Türkiye'nin fikri mülkiyet konusunda Uluslar arası andlaşmalara uygun olarak iyileştirmeler yapılması koşulu konmuştur. Buna Avrupa mütesabıtı da denebilir. Türkiye ev ödevini yerine getirme doğrultusunda aceleci davranarak yetki kanunuyla KHK çıkarmıştır. Türkiye'nin fikri mülkiyetle ilgili ödevi 2/97 tarihli konsey direktifiyle daha da artmıştır ...
Fikri Mülkiyet Hukuku çerçevesinde her türlü fikir ürünü korunmaz. Fikir ürünü, ilişkin olduğu alanda yasanın aradığı maddi koşullara haiz ise özel korunmadan yararlanır. Harcı alem fikir ürünleri korunmaz. Nitelikli fikir ürünleri korunur. Bu sebeple de fikri mülkiyet hukuku alanında sınırlı sayıda (numerus clasus) ilkesinden söz edilir.
Kültürel Alan: Eser sahibinin haklarını koruyan bir kanundur. Ayrıca bu kanun kapsamında bağlantılı hak sahipliğide düzenlenmiştir. Buna bağlantılı hak denir. Özünde başka bir hakla bağlantılılığı vardır. Bağlantılı Haklar : icracı sanatçıların hakları, fonogram yapımcıların hakları, ...
Fikir ve Sanat Kanununda eserler sınıflandırılmıştır. Bunlar; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserler, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenme ve derlemelerdir.
Fikir ve Sanat eserleri çerçevesinde de korumada sınırlı sayı ilkesi vardır. Sayılan bu eser türleri dışında bir eser yoktur. Ancak bu eserlerin alt kategorileri mevcuttur. Örneğin; güzel sanat eserleri estetik değere sahip olan; yağlı ve sulu boya tablolar, güzel yazılar, heykeller, kabartmalar, ... Eğer bu eserlerin altgruplarında yer alan eser, sayılmayan ama onlara benzer bir tür varsa bu sayma tahdidi (sınırlı) değildir; yeter ki bunlara benzesin, onlar da bu kapsam içinde korunur.
ANA HATLARIYLA FİKRİ MÜLKİYET
İsviçreliler buna maddi olmayan mallar hukukuda derler. Fikri mülkiyet hakkı bildiğimiz üzere mutlak hakkın ta kendisidir. Fikir ürünleri üzerindeki hak o fikir ürününün tamamlanıp dış dünyaya yansıması ile birlikte herhangi bir idari işleme, eyleme gerek olmaksızın kendiliğinden doğar. Bu tür haklar kültürel alandaki fikir ve sanat eserlerine ilişkin ürünlerde söz konusu olur.
O halde; şiir de bir sahibinin hususiyetini taşımak şartı ile eserdir. Kişi dizeleri kıtasında yerleştirmiş ama o an bu şiir hukuk alanının dışındadır. Şiiri söyleyip, dış dünyaya yansıttıktan sonra hukukun yaşam alanına girmiştir. O andan itibaren kişinin mutlak hakkı doğmuştur.
Bazı fikir eserleri üzerlerinde ise mutlak hakkın doğması idari bir işlemin tamamlanması ile mümkündür. Bu idari işlem de tescildir. Örnek olarak, patent alımını verebiliriz. Markalar üzerindeki hak, tescille doğar. Tescil edildiği an başvuran mutlak hakkın sahibi olur.
Türk Patent Enstitüsü'nde işlemi asil kişi gerçekleştirir. Onun yerine patent marka vekilide işlem yapabilir. Tanınmış marka Türkiye'de tescil edilmemiş olsa dahi Paris Convension'u çerçevesinde korunacaktır. Türkiye'de aynı şekilde mutlak hak konusuna sahip olur.
Marka, Patent yani Tescille Doğan Haklar:
Bugün bir farmolojik ürüne ilişkin bir başvuru yapıldığını varsayalım; başvurunun sonuçlanması 6 yıl sürer. Çünkü incelemeli patent tercih edilmişse inceleme, araştırma raporları düzenlenir. Marka alımı da 13-14 ay sürmektedir. Bu başvuru ile tescil arasındaki boşlukta dava açma yönü yoktur. Almanlar buna eksik mutlak hak demektedirler. Ayrıca bu boşlukta üçüncü kişilerce başvuru yapılıp bu kazanılmamış hakka tecavüz edilemez.
Hak sahibi adına tescilli haklarda yapılan tescil hak sahipliği konusunda bir karinedir. Hakkın gaspı ya da hükümsüzlüğü öne sürülerek tescil hakkı sahibine ait karine çürütülür.
-
RÜÇHAN HAKKI
05.03.2009 (başvuru) O4.03.2010
Patent : 12 Ay Marka : 6 Ay
Başvurunun 7. ayında benzer buluşu başka bir ülkede tescil ettirme isteği olumsuz sonuçlanır, reddedilir. Fakat daha önceki başvuru reddedilirse diğer başvuru canlanır.
KURAL; Fikir ürününü kim yapmışsa onun üzerindeki hak onu gerçekleştiren tarafından aslen yani orjinal olarak iktisap edilir. Fikir ürünleri üzerindeki hakkın iş sahibimi yoksa çalıştırılan tarafından aslen kazanıldığı tartışılır. Fikri mülkiyet üzerindeki hakkı bizzat o ürünü yaratan kazanır. Kişi o hak üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunabilir.
Fikir ürünü; elle tutulamayan, gözle görülemeyen düşünsel ürünlerdir. Ancak bunları hukuki mal çerçevesinde ticari mal haline getirmekte mümkündür. Yani fikir ürününü bir nesnede cisimlendirmek, tecessüm ettirmek mümkündür. Bir şiiri ya da manzume kitap haline getirilebilir. Çünkü arzu edilen para kazanmaktır. Burada fikir ürünü ile bunun cisimlendirildiği eşya arasında bir fark vardır. Yani; basıp satışa sunulan fikir ürününü bir başkasına devretmiş oluyoruz. Fakat fikir ürünü üzerindeki hak ilim ve edebiyat eseri kategorisinde mutlak hak olarak yine fikir ürününün sahibindedir. O halde eşya haline gelmiş o fikir ürününün kitabını alan kişi eser sahipliği hakkını kazanmaz. Kazandığı hak, eşya hukuku anlamında eserin maliki olmasıdır.
Fikri mülkiyet hakkına sahip olan kişi, hakkı üzerinde her türlü tasarrufu yapabilir. Ancak bunun tek sınırı fikri mülkiyet hakkı sahibinin, fikri mülkiyete ilişkin hakkıyla şahsiyet hakkının üzerinde özgürce hareket edememesidir. Ancak şahsiyet hakkının kullanılması yetkisini verebilir. Örnek ile açıklarsak; eser sahibinin yazdığı kitabı yayınevi çoğaltmak ve yaymak istediği zaman, eser sahibi belirli bir ücret karşılığında bu konuda anlaşabilir. Fakat bu anlaşmadan sonra yayınevi, eserin içeriğinde değişiklik yapma hakkına sahip değildir. Değişiklik şahsiyet hakkının ihlaline girmektedir. Bu tür eserin üslubu ve kapsamında yapılmak istenen değişiklikler, eser sahibinin onamasıyla gerçekleştirilebilir.
Buluşçu patent belgesinde isminin belirtilmesini isteme hakkına sahiptir ve bu onun şahsiyet hakkıdır. Patent belgesi şirkete verilir ama belgenin üstünde buluşçunun adı belirtilir.
Yargıtay'a göre, fikir ve sanat eserleri üzerindeki hak yazılı bir sözleşme ile devredilir. Yargıtay'a göre, eser sahipliğini korumak için 'devirde hangi mali hakların devredildiği belirtilmelidir' içtihadı vardır. İşleme (film,tiyatro) hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı, ses-görüntü nakline yarayan araçlarda kamuya iletişim hakkı gibi... Yargıtay bu gibi hakların belirtilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.
Fikir ürünleri üzerindeki mutlak hak sürelidir. Yani öngörülen o süre dolarsa, fikri mülkiyet hakkı da sona erer. Bu süre dolunca fikir ürünü artık kamunun malı olur. Yani herkes haksız rekabete neden olmamak şartıyla o fikir ürününden yararlanabilir. Her fikir ürününde bu süre farklıdır. Eser sahipliği hukukunda bu süreler belirtilmiştir. Eser sahibinin yaşamı süresinde, öldükten sonra da 50-70 yıl süresince devam eder. Bağlantılı haklar da 50 yıl, tescilli tasarımlarda 5 yıl ancak her 5 yılda harç ödenerek yenilenebilir, tavan sınırı 25 yıldır. Markalarda ise 10 yıl'dır ve her 10 yılda yenilenir, tavan sınır ise yoktur. Ama marka ürünleri, eşyanın adı ya da hizmetin adı haline gelir olmuşsa marka, marka sahibinin elinden çıkar ve kamu malı olur. Örnek; konyak, jileti jip gibi ...
Patentte süreler 20 yıl, patant konusu farmolojik ürünse 20+5 yıldır. Entegre devlet tapografyaları (cipler) 10 yıldır. Faydalı modellerde 10 yıldır. İncelemesiz patentte 7 yıldır. Hak sahibinin menfaati ile kamunun menfaatinin dengelenmesi istenmiştir.
Patentin eskiden adı ihtira beratı idi. Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir. Devlet tarafından tanınan subjektif bir mutlak haktır.
Patent neye verilir?: Yeni (kararnamenin tarihi ile) buluş basamağı, faaliyeti bulunan sanayide uygulanabilir nitelikte olan buluşlar için verilir.
Patent nasıl elde edilir?; Paten buluşçusunun ya da patent vekilinin TPE(Türk Patent Enstitüsü)'ye başvurup Enstitü'nün inceleme süreci sonunda olumlu karar vermesi üzerine tescille elde edilir.
Patent, ya gerçek kişi ya da tüzel kişi adına tescil edilir. Kararname hükümlerine göre patenti alma sonucunda patent sahibi, patent konusu buluşu tek başına kullanmak ve ondan yararlanma hakkına sahiptir. Dolayısıyla 3.kişilerin hak sahibinin izni olmaksızın patent konusu buluştan yararlanmaları hakka tecavüz teşkil eder.
Uluslararası patent tescillerini kolaylaştırmak için uluslararası anlaşmalar yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi Avrupa Patenti Anlaşmasıdır. Bu anlaşma Münih'te yapıldığı için buna Münih anlaşmasıda denir. Avrupa Patenti ile AB Patenti anlaşmaları karıştırılmamalıdır. AB patenti için Lüxemburg Anlaşması vardır, İrlanda'nın çekincesi sebebiyle Anayasal yükümlülüğü yok ve yürürlüğe girmemiştir. Münih Anlaşması'na üye olmak için AB üyesi olma şartı yoktur. Bu anlaşma 1976 yılında imzalanmıştır. Türkiye gözlemci olarak katılmıştır, 2000 yılında ise imza atıp, üye olmuştur.
Bu anlaşmaya üye devletlerden birinin uyruğundaki gerçek veya tüzel kişilerinden biri Avrupa Patent Kurumu'na başvurup, patentini Avrupa Patentine üye olan devletlerde korunmasını isteyebilir. Avrupa Patenti koruma talep edilen her ülkede o ülkenin yasalarına göre korunur. Buna patent demeti denmektedir. Eğer AB Patenti Anlaşması kabul edilirse o patent AB Patent hukukuna göre korunacaktır.
FİKRİ HUKUKUN ALANI ve İLİŞKİLERİ
Fikri haklar mutlak ve subjektiftir. Özel hukukun içinde yer alır. Fakat idarede bu işle ilgilenir. İlgilenmesinin sebebini şöyle açıklayabiliriz; mutlak hak herkese tanınmaz. Kanun hak tanırken bunu bir devletin aracından geçirmelidir. Bunun için devlet; gelen başvurular, anlaşmazlıklar, korumalar için idareyi görevlendirmiştir.
Sicillerin çoğu aleniyet sağlar. Herkes bu sicillere bakarak, neyin nasıl olduğunu anlar. Örneğin; evin malikini, evin üzerindeki ipoteki sicilden öğrenebiliriz. Hak tescille doğan bir haksa, tescil edildikten sonra alenileşir. Yani herkesçe erişilebilir, öğrenilebilir hale gelir. Herkes onun mutlak bir hak olduğunu görür ve hiç kimsenin o hakka tecavüz etmemesi hakkı doğar. Sicille mutlak hak belirtilmiş olur. (Kişilik haklarının korunması için sicile gerek yoktur.) İşte idarenin bu işe burnunu sokmasının sebebi bu mutlak hakkın korunmasıdır. Yoksa fikri hukuk bir kamu hukuku değildir.
Fikri Hukukun, Medeni Hukukla yakın bir ilişkisi vardır. Fikri Hukuktaki özel hükümlerdeki boşluklar Medeni Hukukun temel hükümleri ve tamamlayıcı hükümleri ile doldurulur. Tamamlayıcı hükümler çok önemlidir. Medeni Hukukun tamamlayıcı hükümlerine; kişilerin intikali, hakların devri gibi hususlarda başvurulucaktır.
-
Bu alan teknik ile hukukun kesiştiği bir alandır.
Lisans sözleşmesi tipik bir sözleşme değildir. Lisans sözleşmesi Borçlar Kanununda tam olarak düzenlenmemiştir. Borçlar Hukukunun genel hükümlerine uygun olarak kurulmalıdır. Diğer hükümlerde ise istedikleriyle ilgili hükümleri uygularlar. Örneğin; kiraya ilişkin istisna hükümleri gibi... Sözleşme özgürlüğünden hareket ederek kıyas yapılır.
Hakka Tecavüz :Hakka tecavüz, iki sonuç doğurur, bunlar; Cezai ve Özel Hukuki sonuçlardır. Cezai sonuç olarak cezai kavuşturmalar uygulanır. Maddi ve manevi zararlara ilişkin ise BK'daki tazminata ilişkin maddeler ve MK'daki hükümler olaya uygulanacaktır.
Sonuç olarak; Medeni Hukukla ilişkis çok yakındır ve mutlak hak kavramı bu ilişkiyi pekiştirmiştir. Medeni Hukuk, Fikri Mülkiyet Hukukunu dolduracaktır.
ALİ UÇAR
TAHKİM
Hakkına tecavüz edilen kişinin (davacının), hakkının tanınması için, ancak
devletin mahkemelerine başvurabilir. Bunun tek istisnası tahkim
müessesesidir.
Bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş olan iki tarafın anlaşarak, bu
uyuşmazlığın çözümlenmesini özel kişilere bırakmalarına ve uyuşmazlığın bu
özel kişiler tarafından incelenip karara bağlanmasına tahkim denir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi kendilerine bırakılan bu özel kişilere de hakem
denir. Hakemler o uyuşmazlık bakımından sanki mahkeme olmuştur. Hakemlere,
hakem mahkemesi de denir.
İhtiyari tahkim: Burada taraflar bir davanın çözümlenmesi için hakeme
başvurmaya mecbur değildirler. Dava normal olarak mahkemelerde görülür.
Ancak taraflar anlaşarak bir davayı tayin edecekleri hakemlere
götürebilirler.
Mecburi tahkim: bazı hallerde bir uyuşmazlığın çözümlenmesi için hakeme
başvurmak mecburidir. Taraflar devlet mahkemelerinde dava açamazlar.
Tahkim sadece, çekişmeli yargıya giren hukuk uyuşmazlıkları hakkında
mümkündür. Cezai veya idari yargıda tahkim caiz değildir.
İhtiyari tahkim sözleşmeye dayanır. Buda başlıca iki ayrı sözleşmeden
ibarettir.
1.tahkim sözleşmesi: bununla taraflar aralarındaki bir uyuşmazlığın
çözümlenmesi için tahkim yoluna yani hekeme başvurmayı kararlaştırırlar. Bu
sözleşmenin tarafları bizzat uyuşmazlığın taraflarıdır.
2.hakem sözleşmesi: bu sözleşme, taraflar ile hakemler arasında yapılır.
Bununla taraflar aralarındaki uyuşmazlığın hakemlerce çözümlenmesini teklif,
hakemler de hakem olarak o uyuşmazlığa bakmayı kabul ederler.
Hakem-bilirkişiler, hakemlerden tamamen farklı kişilerdir. Hakem tıpkı hakim
gibi vakıaları kanun veya tarafların kararlaştırdıkları norm çerçevesinde
icra ederek bir hüküm vermekle mükellef olan kimsedir. Halbuki
hakem-bilirkişi bir hukuki meselenin halli kendisine bağlı bulunduğu vakıayı
tayin ve tespit etmekle vazifelendirilen kimsedir. Hakem-bilirkişiler haklar
ve hukuki münasebetler üzerinde karar veremezler. Bunlar ancak bir zararın
vukuunun miktarı, bir şeyin kıymetini, bir kusurun mevcudiyetini
ihtisaslarına binaen tayin ve tespit ederler.
Hakem-bilirkişilerin görevi, sadece kendilerine havale edilen hususu tespite
münhasırdır. Hakem-bilirkişiler mesela sigortalı malın hasarını tespit
ettikten sonra bu hasarı kimin ödeyeceğine karar veremezler.
Hakem-bilirkişilerin yaptıkları iş sadece bir tespitten ibaret olduğundan
kararlar doğrudan doğruya icra edilemez. Hakem-bilirkişilerin kararları
temyiz edilemez.
TAHKİM SÖZLEŞMESİ: Tahkim sözleşmesi ile taraflar, aralarındaki bir
uyuşmazlığın çözümlenmesi için tahkim yoluna, yani hakeme başvurmayı
kararlaştırırlar.
Tahkim sözleşmesinin çeşitleri: 2 şekilde yapılması mümkündür.
1.müstakil bir sözleşme olarak: taraflar doğmuş olan bir uyuşmazlığın
tahkim yolu ile çözümlenmesi için ayrı bir sözleşme yapabilirler. Bu
sözleşmenin konusu münhasıran tahkimdir. (dar anlamda tahkim sözleşmesi)
2.tahkim şartı: taraflar yaptıkları bir sözleşmeye bu sözleşmeden doğacak
uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümleneceğini şart olarak koyabilirler.
Burada tahkim, o sözleşmenin yalnız başına konusu olmayıp, o sözleşmenin
yalnız bir şartını teşkil etmektedir.
Tarafların bir tahkim sözleşmesi yapmak istediklerinin başka bir deyimle
aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenmesini istediklerinin,
tahkim sözleşmesinde açıkça belirtilmesi gerekir.
Tahkim sözleşmesinin şartları:
Yazılı şekil: tahkim sözleşmesinin yazılı şekilde olması lazımdır. Yazılı
yapılmayan tahkim sözleşmesi geçersizdir.
Konusu: tahkim sözleşmesi tarafların iradesine tabi olan uyuşmazlıklar için
mümkündür. İki tarafın iradesine tabi olmayan, tarafların dava konusu
üzerinde kabul veya sulh yolu ile serbestçe tasarruf edemeyecekleri hallerde
tahkim mümkün değildir. Mesela boşanma ve ayrılık davaları, iflas davalar ve
çekişmesiz yargı işleri için tahkim sözleşmesi yapılamaz. Buna karşılık
taraflar aralarındaki uyuşmazlık üzerinde serbestçe anlaşabiliyorlar ve bu
anlaşma bir mahkeme kararı olmaksızın geçerli ise tahkim sözleşmesi caizdir.
Mesela alacak, menkul ve gayrimenkul mal davaları hakkında tahkim sözleşmesi
yapılabilir.
Uyuşmazlık belirli olmalıdır: ancak belirli bir uyuşmazlık hakkında tahkim
sözleşmesi yapılabilir. Taraflar tahkim sözleşmesi yaparken hangi uyuşmazlık
hakkında bu sözleşmeyi yaptıklarını bilmelidirler. “bundan sonra aramızda
çıkacak bütün uyuşmazlıklarda tahkim yoluna başvurulacaktır” şeklindeki
genel bir tahkim sözleşmesi geçerli değildir.
Tahkim sözleşmesinin etkisi:
Taraflar tahkim sözleşmesinin konusu olan uyuşmazlık hakkında dava açmak
isterlerse tahkim yoluna gitmek zorundadırlar. Yani davayı genel
mahkemelerde değil, hakemlerde açabilirler.
Ancak davacı tahkim sözleşmesine rağmen davasını mahkemede açmış ise mahkeme
tahkim sözleşmesini kendiliğinden gözeterek görevsizlik kararı veremez.
Mahkemenin tahkim sözleşmesini gözetebilmesi için davalının “davanın tahkim
yolu ile çözümlenmesi gerekir” şeklinde bir tahkim itirazında bulunmuş
olması gerekir. Davalının, esasa cevap verdikten veya esasa cevap süresini
geçirdikten sonra yaptığı tahkim itirazı dinlenmez, mahkeme davaya bakmaya
devam eder.
Davalı, esasa cevap süresi içinde tahkim itirazında bulunursa mahkeme, dava
dilekçesini “ uyuşmazlığın çözümlenmesinin hakeme ait olduğu” gerekçesiyle
reddeder. Bu ret kararı temyiz edilebilir. Davalı bu ret kararının
kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde tahkim yoluna başvurursa, bu halde
hakemlerde açılan dava mahkemede açılmış olan davanın devamıdır. Davacı 10
gün içinde tahkim yoluna başvurmazsa davacının mahkemede açmış olduğu dava
açılmamış sayılır. Ve dava açılması ile meydana gelen zamanaşımı kesilmesi
hükümsüz hale gelir.
Bir uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenip çözümlenmeyeceğine ilişkin
uyuşmazlık mahkeme tarafından çözümlenir.
Hakemlerde açılan bir davaya karşı, davalı “ bu davanın mahkemede açılması
gerektiği” hakkında hiç bir itirazda bulunmazsa, hakemler bakmakta oldukları
davanın tahkim sözleşmesi kapsamına girmediğini kendiliğinden gözeterek dava
açmaları için süre veremezler; davayı esastan inceleyip karara bağlamak
zorundadırlar. Bu hal de yargıtay da, davaya hakemlerde bakılamayacağı
gerekçesiyle hakem kararını bozamaz. Çünkü davalı bu hususta bir itirazda
bulunmamakla, taraflar arasında o davanın da tahkim sözleşmesinin kapsamına
girdiği hususunda zımni bir anlaşma meydana gelmiştir.
HAKEM SÖZLEŞMESİ VE HAKEMLER
Hakem sözleşmesi taraflar ile hakem arasında yapılan bir akittir. Bir
vekalet veya hizmet sözleşmesidir. Hakem sözleşmesi yazılı şekle tabi
değildir.
Hakemler mahkeme tarafından seçilse bile taraflar ile hakem arasında bir
hakem sözleşmesi yapılmış sayılır.
Hiç kimse hakemliği kabul zorunda değildir. Sözleşme hakemin kabulü ile
meydana gelir. Hakem, hakemliği kabul edince artık sözleşme gereğince
hakemlik yapmak zorundadır. Hakemler, memurlar gibi cezai sorumluluğa
tabidir.
Hakemler:
Hakem sözleşmesi ile iki taraf arasındaki bir uyuşmazlığı çözümlemek
görevini üzerine alan kimseye hakem denir. Hakem, kendisine açılan davanın
hakimidir. Hakimden farkı, hakemin bu hususta hiç bir resmi sıfatının
bulunmaması ve tamamen tarafların iradesi ile tayin edilmiş olmasıdır.
Fiil ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişi hakem tayin edebilir. Hakem
üçüncü kişi olmalıdır. Taraflar veya vekilleri hakem olamazlar. Hakimler ve
savcılar hakem olamaz. Avukatlar ve noterler hakemlik yapabilir.
Hakemlerin seçimi:
--hakem tahkim sözleşmesinde ismen gösterilmiştir. Bu kimse hakemliği kabul
etmez istifa eder veya ölürse tahkim sözleşmesi hükümsüz kalır. Davanın
mahkemede açılması gerekir. Tahkim sözleşmesinde birden fazla hakem ismen
gösterilmiş olup da, bunlardan biri hakemliği kabul etmez istifa eder veya
ölürse tahkim sözleşmesi gene hükümsüz kalır.
--hakem sözleşmesinde hakemlerin taraflarca seçileceği kararlaştıralabilir.
Taraflar arasında eşitliğe uyulması gerekir. Ekseriya tarafların birer hakem
seçecekleri kararlaştırılır. Bu halde dava açmak isteyen taraf kendi
hakemini tayin ederek, karşı tarafa hakemini tayin emesi için 7 günlük bir
süre verir. Karşı taraf bu yedi gün içinde hakemini tayin edip bildirmezse,
onun hakemi mahkeme tarafından seçilir. Karşı taraf 7 gün içinde hakemini
tayin etmezse artık bu hakkı düşer.
--tahkim sözleşmesinde hakemin kimin tarafından seçileceğine ilişkin bir
açıklık yoksa, hakemler, davaya bakmaya yetkili ve görevli olan mahkeme
tarafından seçilir. Tahkim sözleşmesinde hakemlerin adedi hakkında bir
açıklık yoksa, mahkeme 3 hakem seçer.
--tahkim sözleşmesi ile hakemlerin seçimi bir üçüncü kişiye bırakılmış ise,
hakemler bu üçüncü kişi tarafından seçilir. Bu üçüncü kişinin hakem
seçiminden kaçınması veya ölmesi halinde tahkim sözleşmesi hükümsüz kalır.
Hakemler nasıl seçilirse seçilsin ancak iki tarafın muvafakatıyla
azlolunabilir. Hakemlerden biri ret veya istifa nedeniyle ayrılırsa yerine
bir başkası seçilir.
Hakemlerin reddi:
Hakemlerin tarafsız olmaları gerekir. Taraflar hakemin seçildiğini
öğrendikleri tarihten itibaren 5 gün içinde ret talebinde bulunabilirler.
Ret sebebi davaya bakıldığı sırada öğrenilmiş ise usule ilişkin yeni bir
işlem yapılmadan önce derhal ret talebinde bulunmak gerekir. Ret talebi
davaya bakmaya yetkili ve görevli olan mahkeme tarafından incelenir. Ret
talebi hakkında bir karar verilip bu karar kesinleşinceye kadar hakemler
davaya bakamazlar, davanın ertelenmesi gerekir.
Hakem ücreti:
Hakemler gördükleri hizmete karşılık bir ücret alırlar. Taraflar hakem
ücretini kararlaştırmış olabilirler. Taraflarca kararlaştırılmamış ise hakem
ücreti, hakemlerdeki dava karara bağlandıktan sonra hakemlerin yetkili ve
görevli genel mahkemede açacakları bir eda davası üzerine mahkeme tarafından
tayin edilir.
TAHKİM USULÜ
Dava açılması: dava hakemler tamamen belli olup hakem kurulu oluştuktan
sonra açılır. Hakemelr mahkeme tarafından seçilecekse dava hakemlerin tayini
için mahkemeye başvurulduğu tarihte açılmış sayılır. Hakemlerin tayini
taraflara ait ise, davacının hakemini seçip, davalıya hakemini seçmesini
tebliğ ettiği tarihte dava açılmış sayılır. Hakemlerin tayini bir üçüncü
kişiye ait ise, hakemlerin tayini için üçüncü kişiye başvurulduğu tarihte
dava açılmış sayılmalıdır.
Hakemler tahkim sözleşmesinde ismen tayin edilmişlerse, dava hakemlerin işe
başlamalarının kendilerine tebliğ edildiği tarihte açılmış sayılmalıdır.
Hakemlerde dava açılması ile de zamanaşımı kesilir. Hakemlerde dava
açıldıktan sonra davacı, davalının açıkça rızası olmadıkça davasını geri
alamaz. Buna karşılık taraflar hakemlerin uygulayacakları yargılama usulünü
tespit etmemişler ve hakemlerde usul hükümleri ile bağlı olmadıklarına karar
vermişlerse davalı muvafakat etmese bile, davacı davasını değiştirebilir.
Yargılama usulü: hakemlerin uygulayacakları yargılama usulünü, taraflar
tahkim sözleşmesinde tespit etmiş olabilirler. Hakemler tahkim sözleşmesinde
tespit edilen yargılama usulünü uygularlar. Hakemlerin bu usule aykırı
hareket etmiş olmaları bir temyiz sebebi sayılmamıştır.
Tahkim sözleşmesinde yargılama usulü hakkında bir açıklık yoksa, hakemler,
uygulayacakları yargılama usulünü kendileri belirler.
Her iki halde de hakemler bir yargılama usulünün ana kurallaına uymak
zorundadırlar. Hakemler her iki tarafa da eşit işlem yapmakla yükümlüdürler.
Hakemler kural olarak dosya üzerinde inceleme yaparlar. Duruşma yapmalarına
da bir engel yoktur.
40 milyon liradan yukarı hukuki işlemlerin, hakemlerde de senetle ispat
olunması gerekir. Hakemler ihtiyadi tedbir ve ihtiyadi haciz kararı
veremezler bu kararları vermek yetkisi nahkemeye aittir.
Üçüncü kişiler hakemlerde açılmış bir davaya müdahale edebilirler.
Tahkim süresi: hakemler 6 ay içinde hüküm vermek zorundadırlar. Bu süre
içinde hüküm verilmemişse, hakemelrin yapmış oldukları işlemler batıl olup
davaya yetkili ve görevli mahkeme tarafından bakılır. Tahkim süresi
geçtikten sonra karar verilmiş olması bir temyiz sebebidir.
Tahkim süresinin başlangıcı:
1.birden fazla hakem varsa, hakemlerin ilk toplantılarını yapmış
oldukları tarih
2.hakemin bir kişi olması halinde, hakemin bazı usul işlemleri için ilk
tensip kararını verdiği tarihtir.
Taraflar tahkim süresini uzatabililer. Tahkim süresi, tahkim sözleşmesinde
gösterilmiş olsa bile taraflar bunu uzatabilirler.
Hakemlerden birinin ret veya istifa nedeniyle ayrılması, hakimin tahkim
süresini uzatabilmesini haklı gösteren bir sebep sayılmıştır. Hakimin tahkim
süresinin uzatılmasına karar vermesi tarafların bu hususta anlaşamamaları ve
taraflardan birinin sürenin uzatılmasını hakimden istemiş olması halinde
mümkündür. Hakimin tahkim süresinin uzatılmasına ilişkin kararları temyiz
edilemez.
Bazı hallerde tahkim süresi durur, yani işlemez.
Hakem kararı: hakemler adalet ve nısfet esaslarına göre karar vermekle
yükümlüdürler.
Hakemler iki tarafın iddialarından her biri hakkında karar vermekle
yükümlüdürler aksi hal bir bozma sebebidir.. bundan başka hakemler
kendilerinden talep edilmemiş olan bir şey hakkında ve tahkim sözleşmesi ile
kendilerine verilen yetki dışında karar veremezler.
Hakem kararlarında şunların bulunması lazımdır:
1.uyuşmazlığın neden ibaret olduğu
2.gerekçe
3.davanın esası ve yargılama giderleri
hakemler kararlarını oy çokluğu ile verbilirler. Karara muhalif olan hakemin
kararı imza etmemesi onun geçerliliğini etkilemez. Yani kararı geçersiz
kılmaz.
Hakem kararı kendisine verilen mahkeme, hakem kararının kendisine
verildiğini ve kararın neden ibaret olduğunu iki tarafa da yazılı olarak
tebliğ eder. Hakem kararına karşı temyiz süresi bu tebliğ tarihinden
itibaren işlemeye başlar. Karar hakkında zamanaşımı kararın verildiği
tarihten itibaren işlemeye başlar ve karar atrihi ile tebliğ tarihi arasında
on sene geçtiği takdirde hakem kararı zamanaşımına uğrar.
Hakem kararları ancak kesinleştikten sonraicra edilebilir. Kesinleşen hakem
kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. Hakem kararı aynı taraflar
arasında aynı konuda açılan yeni bir davada kesin delil teşkil eder.
HAKEM KARARLARINA KARŞI KANUN YOLLARI:
Temyiz: hakem kararlarına karşı temyiz yolu açıktır. Temyiz mercii
yargıtaydır. Hakem kararları hakkında temyiz (bozma) sebepleri, mahkeme
kararlarındakinden çok daha dardır.
Ancak aşağıdaki hallerde bozulabilir:
1.tahkim süresi bittikten sonra karar verilmiş olması: tahkim süresi
uzatılmışsa uzatılan süre içinde hakem kararı bozulamaz. Tahkim süresi
uzatılmamışsa, süre geçtikten sonra verilen hakem kararı hükümsüzdür. Bozam
üzerine, davaya yetkili ve görevli mahkeme tarafından bakılır.
2.talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması: örneğin davacı
tarafından faiz istenmediği halde hakemlerin faize de karar vermiş olmaları
bozma sebebidir.
Hakemlerin talepten fazlaya hüküm vermiş olmaları, 850.000.000 lira
istendiği halde, hakemlerin 950.000.000 liraya hükmetmiş olmaları
3.hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan bir konuda karar vermiş
olmaları: taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi yoksa hakemler
yetkileri dahilinde olmayan bir konuda karar vermiş olurlar ve kararları
bozulur.
4.hakemlerin iki tarafın iddialarından her biri hakkında karar vermemiş
olmaları: mesela dava dilekçesinde faiz istendiği halde, hakemlerin faiz
hakkında karar vermemiş olmaları bozma sebebidir.
Kanun, hakem kararlarının ancak bu sayılan 4 sebepten brine dayanarak
bozulabileceğini bunun dışındaki hallerin temyiz sebebi teşkil etmeyeceğini
kabul etmektedir. Ancak son zamanlarda hakem kararlarındaki bazı önemli usul
hataları temyiz sebebi olarak kabul edilmektedir.
Taraflar tahkim sözleşmesi veya şartında hakemlerin, uyuşmazlığı maddi hukuk
kurallarına göre çözümlemelerini öngördükleri takdirde, hakemlerin bu
kurallar çerçevesinde karar vermeleri zorunlu olup, buna aykırı karar
vermeleri bir temyiz sebebi oluşturur.
Hakem kararlarına karşı yargılamanın iadesi yoluna gidilemeyeceğinden
yargılamanın iadesi sebeplerinin hakem kararları için, öncelikle bir temyiz
sebebi teşkil etmesi gerekir.
Hakemlerin tarafların tahkim sözleşmesinde taspit ettikleri hatta bizzat
kendi tespit ettikleri yargılama usulüne aykırı hareket etmiş olmaları veya
tahkim sözleşmesinde hakemlerin kanun dairesinde karar verecekleri
belirtilmiş olduğu halde, hakem kararının kanuna uygun bulunmaması temyiz
sebebi sayılmamaktadır. Hakemleri kararlarında bu derece serbest bırakmak
doğru değildir.
Hakem kararı, tahkim süresi bittikten sonra karar verilmiş olmasından dolayı
bozulursa davaya artık hakemler değil yetkili ve görevli mahkeme tarafından
bakılır. Buna karşılık hakem kararı diğer temyiz sebeplerinden dolayı
bozulursa hakemler yeniden seçilir ve yeni bir tahkim süresi tayin olunur.
Gerek eski hakemler gerek yeniden seçilen hakemler yargıtayın bozma kararına
karşı direnme kararı veremezler bozma kararına uymak zorundadır.
Hakem kararlarına karşı temyiz süresi hakkında kanunda bir çıklık yoktur.
Yergıtay temyiz süresini 15 gün olarak kabul etmektedir.
Tarafların hakem kararının verilmesinden önceki bir dönemde temyiz hakkından
feragat ettiklerine ilişkin yaptıkları sözleşme hükümsüzdür. Buna karşılık
taraflardan bir, hakem kararı verildikten sonra temyiz hakkından feragat
edebilir ve böylece hakem kararının kesinleşmesini sağlayabilir.
Karar düzeltme: hakem kararları hakkındaki yargıtay kararlarına karşı karar
düzeltme yoluna gidilemez.
Yargılamanın iadesi: kesinleşmiş hakem kararlarına karşı yargılamanın iadesi
yoluna gidilebilir. Yargılamanın iadesi davası kararı vermiş olan hakemler
tarafından incelenir. Tarafların hakem kararının verilmesinden önceki bir
dönemde yargılamanın iadesini isteme hakkından feragat ettiklerine dair
yaptıkları sözleşme hükümsüzdür.
Hakem kararının tavzihi: tavzih ve tashihi istenebilir. Tavzih yetkisi,
tahkim süresi içinde karar vermiş olan hakemlere aittir. Tahkim süresi
geçtikten sonra, hakemlerin kararlarını tavzih etmek yetkileri yoktur. Bu
halde, hakem kararının tevdi edildiği mahkeme, hakemleri de dinlemek
suretiyle hakem kararını icrasına kadar tavzih edebilir.
HAKEM KARARLARININ İCRASI: hakem kararları kesinleşmedikçe icra olunamaz.
Hakem kararı yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşmiş ise, hakem
kararının altına veya arkasına kararın kesinleştiğine dair bir şerh verir.
Hakem kararı süresinde temyiz edilmediği için kesinleşmiş ise bu halde hakem
kararı kesinleşme şerhi ile birlikte mahkeme başkanı tarafından tasdik
olunur bunun üzerine hakem kararı icraya konabilir.
"Medeni Usul Hukuku Ders Notları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Aysun Erkul Akbaş'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
devletin mahkemelerine başvurabilir. Bunun tek istisnası tahkim
müessesesidir.
Bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş olan iki tarafın anlaşarak, bu
uyuşmazlığın çözümlenmesini özel kişilere bırakmalarına ve uyuşmazlığın bu
özel kişiler tarafından incelenip karara bağlanmasına tahkim denir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi kendilerine bırakılan bu özel kişilere de hakem
denir. Hakemler o uyuşmazlık bakımından sanki mahkeme olmuştur. Hakemlere,
hakem mahkemesi de denir.
İhtiyari tahkim: Burada taraflar bir davanın çözümlenmesi için hakeme
başvurmaya mecbur değildirler. Dava normal olarak mahkemelerde görülür.
Ancak taraflar anlaşarak bir davayı tayin edecekleri hakemlere
götürebilirler.
Mecburi tahkim: bazı hallerde bir uyuşmazlığın çözümlenmesi için hakeme
başvurmak mecburidir. Taraflar devlet mahkemelerinde dava açamazlar.
Tahkim sadece, çekişmeli yargıya giren hukuk uyuşmazlıkları hakkında
mümkündür. Cezai veya idari yargıda tahkim caiz değildir.
İhtiyari tahkim sözleşmeye dayanır. Buda başlıca iki ayrı sözleşmeden
ibarettir.
1.tahkim sözleşmesi: bununla taraflar aralarındaki bir uyuşmazlığın
çözümlenmesi için tahkim yoluna yani hekeme başvurmayı kararlaştırırlar. Bu
sözleşmenin tarafları bizzat uyuşmazlığın taraflarıdır.
2.hakem sözleşmesi: bu sözleşme, taraflar ile hakemler arasında yapılır.
Bununla taraflar aralarındaki uyuşmazlığın hakemlerce çözümlenmesini teklif,
hakemler de hakem olarak o uyuşmazlığa bakmayı kabul ederler.
Hakem-bilirkişiler, hakemlerden tamamen farklı kişilerdir. Hakem tıpkı hakim
gibi vakıaları kanun veya tarafların kararlaştırdıkları norm çerçevesinde
icra ederek bir hüküm vermekle mükellef olan kimsedir. Halbuki
hakem-bilirkişi bir hukuki meselenin halli kendisine bağlı bulunduğu vakıayı
tayin ve tespit etmekle vazifelendirilen kimsedir. Hakem-bilirkişiler haklar
ve hukuki münasebetler üzerinde karar veremezler. Bunlar ancak bir zararın
vukuunun miktarı, bir şeyin kıymetini, bir kusurun mevcudiyetini
ihtisaslarına binaen tayin ve tespit ederler.
Hakem-bilirkişilerin görevi, sadece kendilerine havale edilen hususu tespite
münhasırdır. Hakem-bilirkişiler mesela sigortalı malın hasarını tespit
ettikten sonra bu hasarı kimin ödeyeceğine karar veremezler.
Hakem-bilirkişilerin yaptıkları iş sadece bir tespitten ibaret olduğundan
kararlar doğrudan doğruya icra edilemez. Hakem-bilirkişilerin kararları
temyiz edilemez.
TAHKİM SÖZLEŞMESİ: Tahkim sözleşmesi ile taraflar, aralarındaki bir
uyuşmazlığın çözümlenmesi için tahkim yoluna, yani hakeme başvurmayı
kararlaştırırlar.
Tahkim sözleşmesinin çeşitleri: 2 şekilde yapılması mümkündür.
1.müstakil bir sözleşme olarak: taraflar doğmuş olan bir uyuşmazlığın
tahkim yolu ile çözümlenmesi için ayrı bir sözleşme yapabilirler. Bu
sözleşmenin konusu münhasıran tahkimdir. (dar anlamda tahkim sözleşmesi)
2.tahkim şartı: taraflar yaptıkları bir sözleşmeye bu sözleşmeden doğacak
uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümleneceğini şart olarak koyabilirler.
Burada tahkim, o sözleşmenin yalnız başına konusu olmayıp, o sözleşmenin
yalnız bir şartını teşkil etmektedir.
Tarafların bir tahkim sözleşmesi yapmak istediklerinin başka bir deyimle
aralarındaki uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenmesini istediklerinin,
tahkim sözleşmesinde açıkça belirtilmesi gerekir.
Tahkim sözleşmesinin şartları:
Yazılı şekil: tahkim sözleşmesinin yazılı şekilde olması lazımdır. Yazılı
yapılmayan tahkim sözleşmesi geçersizdir.
Konusu: tahkim sözleşmesi tarafların iradesine tabi olan uyuşmazlıklar için
mümkündür. İki tarafın iradesine tabi olmayan, tarafların dava konusu
üzerinde kabul veya sulh yolu ile serbestçe tasarruf edemeyecekleri hallerde
tahkim mümkün değildir. Mesela boşanma ve ayrılık davaları, iflas davalar ve
çekişmesiz yargı işleri için tahkim sözleşmesi yapılamaz. Buna karşılık
taraflar aralarındaki uyuşmazlık üzerinde serbestçe anlaşabiliyorlar ve bu
anlaşma bir mahkeme kararı olmaksızın geçerli ise tahkim sözleşmesi caizdir.
Mesela alacak, menkul ve gayrimenkul mal davaları hakkında tahkim sözleşmesi
yapılabilir.
Uyuşmazlık belirli olmalıdır: ancak belirli bir uyuşmazlık hakkında tahkim
sözleşmesi yapılabilir. Taraflar tahkim sözleşmesi yaparken hangi uyuşmazlık
hakkında bu sözleşmeyi yaptıklarını bilmelidirler. “bundan sonra aramızda
çıkacak bütün uyuşmazlıklarda tahkim yoluna başvurulacaktır” şeklindeki
genel bir tahkim sözleşmesi geçerli değildir.
Tahkim sözleşmesinin etkisi:
Taraflar tahkim sözleşmesinin konusu olan uyuşmazlık hakkında dava açmak
isterlerse tahkim yoluna gitmek zorundadırlar. Yani davayı genel
mahkemelerde değil, hakemlerde açabilirler.
Ancak davacı tahkim sözleşmesine rağmen davasını mahkemede açmış ise mahkeme
tahkim sözleşmesini kendiliğinden gözeterek görevsizlik kararı veremez.
Mahkemenin tahkim sözleşmesini gözetebilmesi için davalının “davanın tahkim
yolu ile çözümlenmesi gerekir” şeklinde bir tahkim itirazında bulunmuş
olması gerekir. Davalının, esasa cevap verdikten veya esasa cevap süresini
geçirdikten sonra yaptığı tahkim itirazı dinlenmez, mahkeme davaya bakmaya
devam eder.
Davalı, esasa cevap süresi içinde tahkim itirazında bulunursa mahkeme, dava
dilekçesini “ uyuşmazlığın çözümlenmesinin hakeme ait olduğu” gerekçesiyle
reddeder. Bu ret kararı temyiz edilebilir. Davalı bu ret kararının
kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde tahkim yoluna başvurursa, bu halde
hakemlerde açılan dava mahkemede açılmış olan davanın devamıdır. Davacı 10
gün içinde tahkim yoluna başvurmazsa davacının mahkemede açmış olduğu dava
açılmamış sayılır. Ve dava açılması ile meydana gelen zamanaşımı kesilmesi
hükümsüz hale gelir.
Bir uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlenip çözümlenmeyeceğine ilişkin
uyuşmazlık mahkeme tarafından çözümlenir.
Hakemlerde açılan bir davaya karşı, davalı “ bu davanın mahkemede açılması
gerektiği” hakkında hiç bir itirazda bulunmazsa, hakemler bakmakta oldukları
davanın tahkim sözleşmesi kapsamına girmediğini kendiliğinden gözeterek dava
açmaları için süre veremezler; davayı esastan inceleyip karara bağlamak
zorundadırlar. Bu hal de yargıtay da, davaya hakemlerde bakılamayacağı
gerekçesiyle hakem kararını bozamaz. Çünkü davalı bu hususta bir itirazda
bulunmamakla, taraflar arasında o davanın da tahkim sözleşmesinin kapsamına
girdiği hususunda zımni bir anlaşma meydana gelmiştir.
HAKEM SÖZLEŞMESİ VE HAKEMLER
Hakem sözleşmesi taraflar ile hakem arasında yapılan bir akittir. Bir
vekalet veya hizmet sözleşmesidir. Hakem sözleşmesi yazılı şekle tabi
değildir.
Hakemler mahkeme tarafından seçilse bile taraflar ile hakem arasında bir
hakem sözleşmesi yapılmış sayılır.
Hiç kimse hakemliği kabul zorunda değildir. Sözleşme hakemin kabulü ile
meydana gelir. Hakem, hakemliği kabul edince artık sözleşme gereğince
hakemlik yapmak zorundadır. Hakemler, memurlar gibi cezai sorumluluğa
tabidir.
Hakemler:
Hakem sözleşmesi ile iki taraf arasındaki bir uyuşmazlığı çözümlemek
görevini üzerine alan kimseye hakem denir. Hakem, kendisine açılan davanın
hakimidir. Hakimden farkı, hakemin bu hususta hiç bir resmi sıfatının
bulunmaması ve tamamen tarafların iradesi ile tayin edilmiş olmasıdır.
Fiil ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişi hakem tayin edebilir. Hakem
üçüncü kişi olmalıdır. Taraflar veya vekilleri hakem olamazlar. Hakimler ve
savcılar hakem olamaz. Avukatlar ve noterler hakemlik yapabilir.
Hakemlerin seçimi:
--hakem tahkim sözleşmesinde ismen gösterilmiştir. Bu kimse hakemliği kabul
etmez istifa eder veya ölürse tahkim sözleşmesi hükümsüz kalır. Davanın
mahkemede açılması gerekir. Tahkim sözleşmesinde birden fazla hakem ismen
gösterilmiş olup da, bunlardan biri hakemliği kabul etmez istifa eder veya
ölürse tahkim sözleşmesi gene hükümsüz kalır.
--hakem sözleşmesinde hakemlerin taraflarca seçileceği kararlaştıralabilir.
Taraflar arasında eşitliğe uyulması gerekir. Ekseriya tarafların birer hakem
seçecekleri kararlaştırılır. Bu halde dava açmak isteyen taraf kendi
hakemini tayin ederek, karşı tarafa hakemini tayin emesi için 7 günlük bir
süre verir. Karşı taraf bu yedi gün içinde hakemini tayin edip bildirmezse,
onun hakemi mahkeme tarafından seçilir. Karşı taraf 7 gün içinde hakemini
tayin etmezse artık bu hakkı düşer.
--tahkim sözleşmesinde hakemin kimin tarafından seçileceğine ilişkin bir
açıklık yoksa, hakemler, davaya bakmaya yetkili ve görevli olan mahkeme
tarafından seçilir. Tahkim sözleşmesinde hakemlerin adedi hakkında bir
açıklık yoksa, mahkeme 3 hakem seçer.
--tahkim sözleşmesi ile hakemlerin seçimi bir üçüncü kişiye bırakılmış ise,
hakemler bu üçüncü kişi tarafından seçilir. Bu üçüncü kişinin hakem
seçiminden kaçınması veya ölmesi halinde tahkim sözleşmesi hükümsüz kalır.
Hakemler nasıl seçilirse seçilsin ancak iki tarafın muvafakatıyla
azlolunabilir. Hakemlerden biri ret veya istifa nedeniyle ayrılırsa yerine
bir başkası seçilir.
Hakemlerin reddi:
Hakemlerin tarafsız olmaları gerekir. Taraflar hakemin seçildiğini
öğrendikleri tarihten itibaren 5 gün içinde ret talebinde bulunabilirler.
Ret sebebi davaya bakıldığı sırada öğrenilmiş ise usule ilişkin yeni bir
işlem yapılmadan önce derhal ret talebinde bulunmak gerekir. Ret talebi
davaya bakmaya yetkili ve görevli olan mahkeme tarafından incelenir. Ret
talebi hakkında bir karar verilip bu karar kesinleşinceye kadar hakemler
davaya bakamazlar, davanın ertelenmesi gerekir.
Hakem ücreti:
Hakemler gördükleri hizmete karşılık bir ücret alırlar. Taraflar hakem
ücretini kararlaştırmış olabilirler. Taraflarca kararlaştırılmamış ise hakem
ücreti, hakemlerdeki dava karara bağlandıktan sonra hakemlerin yetkili ve
görevli genel mahkemede açacakları bir eda davası üzerine mahkeme tarafından
tayin edilir.
TAHKİM USULÜ
Dava açılması: dava hakemler tamamen belli olup hakem kurulu oluştuktan
sonra açılır. Hakemelr mahkeme tarafından seçilecekse dava hakemlerin tayini
için mahkemeye başvurulduğu tarihte açılmış sayılır. Hakemlerin tayini
taraflara ait ise, davacının hakemini seçip, davalıya hakemini seçmesini
tebliğ ettiği tarihte dava açılmış sayılır. Hakemlerin tayini bir üçüncü
kişiye ait ise, hakemlerin tayini için üçüncü kişiye başvurulduğu tarihte
dava açılmış sayılmalıdır.
Hakemler tahkim sözleşmesinde ismen tayin edilmişlerse, dava hakemlerin işe
başlamalarının kendilerine tebliğ edildiği tarihte açılmış sayılmalıdır.
Hakemlerde dava açılması ile de zamanaşımı kesilir. Hakemlerde dava
açıldıktan sonra davacı, davalının açıkça rızası olmadıkça davasını geri
alamaz. Buna karşılık taraflar hakemlerin uygulayacakları yargılama usulünü
tespit etmemişler ve hakemlerde usul hükümleri ile bağlı olmadıklarına karar
vermişlerse davalı muvafakat etmese bile, davacı davasını değiştirebilir.
Yargılama usulü: hakemlerin uygulayacakları yargılama usulünü, taraflar
tahkim sözleşmesinde tespit etmiş olabilirler. Hakemler tahkim sözleşmesinde
tespit edilen yargılama usulünü uygularlar. Hakemlerin bu usule aykırı
hareket etmiş olmaları bir temyiz sebebi sayılmamıştır.
Tahkim sözleşmesinde yargılama usulü hakkında bir açıklık yoksa, hakemler,
uygulayacakları yargılama usulünü kendileri belirler.
Her iki halde de hakemler bir yargılama usulünün ana kurallaına uymak
zorundadırlar. Hakemler her iki tarafa da eşit işlem yapmakla yükümlüdürler.
Hakemler kural olarak dosya üzerinde inceleme yaparlar. Duruşma yapmalarına
da bir engel yoktur.
40 milyon liradan yukarı hukuki işlemlerin, hakemlerde de senetle ispat
olunması gerekir. Hakemler ihtiyadi tedbir ve ihtiyadi haciz kararı
veremezler bu kararları vermek yetkisi nahkemeye aittir.
Üçüncü kişiler hakemlerde açılmış bir davaya müdahale edebilirler.
Tahkim süresi: hakemler 6 ay içinde hüküm vermek zorundadırlar. Bu süre
içinde hüküm verilmemişse, hakemelrin yapmış oldukları işlemler batıl olup
davaya yetkili ve görevli mahkeme tarafından bakılır. Tahkim süresi
geçtikten sonra karar verilmiş olması bir temyiz sebebidir.
Tahkim süresinin başlangıcı:
1.birden fazla hakem varsa, hakemlerin ilk toplantılarını yapmış
oldukları tarih
2.hakemin bir kişi olması halinde, hakemin bazı usul işlemleri için ilk
tensip kararını verdiği tarihtir.
Taraflar tahkim süresini uzatabililer. Tahkim süresi, tahkim sözleşmesinde
gösterilmiş olsa bile taraflar bunu uzatabilirler.
Hakemlerden birinin ret veya istifa nedeniyle ayrılması, hakimin tahkim
süresini uzatabilmesini haklı gösteren bir sebep sayılmıştır. Hakimin tahkim
süresinin uzatılmasına karar vermesi tarafların bu hususta anlaşamamaları ve
taraflardan birinin sürenin uzatılmasını hakimden istemiş olması halinde
mümkündür. Hakimin tahkim süresinin uzatılmasına ilişkin kararları temyiz
edilemez.
Bazı hallerde tahkim süresi durur, yani işlemez.
Hakem kararı: hakemler adalet ve nısfet esaslarına göre karar vermekle
yükümlüdürler.
Hakemler iki tarafın iddialarından her biri hakkında karar vermekle
yükümlüdürler aksi hal bir bozma sebebidir.. bundan başka hakemler
kendilerinden talep edilmemiş olan bir şey hakkında ve tahkim sözleşmesi ile
kendilerine verilen yetki dışında karar veremezler.
Hakem kararlarında şunların bulunması lazımdır:
1.uyuşmazlığın neden ibaret olduğu
2.gerekçe
3.davanın esası ve yargılama giderleri
hakemler kararlarını oy çokluğu ile verbilirler. Karara muhalif olan hakemin
kararı imza etmemesi onun geçerliliğini etkilemez. Yani kararı geçersiz
kılmaz.
Hakem kararı kendisine verilen mahkeme, hakem kararının kendisine
verildiğini ve kararın neden ibaret olduğunu iki tarafa da yazılı olarak
tebliğ eder. Hakem kararına karşı temyiz süresi bu tebliğ tarihinden
itibaren işlemeye başlar. Karar hakkında zamanaşımı kararın verildiği
tarihten itibaren işlemeye başlar ve karar atrihi ile tebliğ tarihi arasında
on sene geçtiği takdirde hakem kararı zamanaşımına uğrar.
Hakem kararları ancak kesinleştikten sonraicra edilebilir. Kesinleşen hakem
kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. Hakem kararı aynı taraflar
arasında aynı konuda açılan yeni bir davada kesin delil teşkil eder.
HAKEM KARARLARINA KARŞI KANUN YOLLARI:
Temyiz: hakem kararlarına karşı temyiz yolu açıktır. Temyiz mercii
yargıtaydır. Hakem kararları hakkında temyiz (bozma) sebepleri, mahkeme
kararlarındakinden çok daha dardır.
Ancak aşağıdaki hallerde bozulabilir:
1.tahkim süresi bittikten sonra karar verilmiş olması: tahkim süresi
uzatılmışsa uzatılan süre içinde hakem kararı bozulamaz. Tahkim süresi
uzatılmamışsa, süre geçtikten sonra verilen hakem kararı hükümsüzdür. Bozam
üzerine, davaya yetkili ve görevli mahkeme tarafından bakılır.
2.talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması: örneğin davacı
tarafından faiz istenmediği halde hakemlerin faize de karar vermiş olmaları
bozma sebebidir.
Hakemlerin talepten fazlaya hüküm vermiş olmaları, 850.000.000 lira
istendiği halde, hakemlerin 950.000.000 liraya hükmetmiş olmaları
3.hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan bir konuda karar vermiş
olmaları: taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi yoksa hakemler
yetkileri dahilinde olmayan bir konuda karar vermiş olurlar ve kararları
bozulur.
4.hakemlerin iki tarafın iddialarından her biri hakkında karar vermemiş
olmaları: mesela dava dilekçesinde faiz istendiği halde, hakemlerin faiz
hakkında karar vermemiş olmaları bozma sebebidir.
Kanun, hakem kararlarının ancak bu sayılan 4 sebepten brine dayanarak
bozulabileceğini bunun dışındaki hallerin temyiz sebebi teşkil etmeyeceğini
kabul etmektedir. Ancak son zamanlarda hakem kararlarındaki bazı önemli usul
hataları temyiz sebebi olarak kabul edilmektedir.
Taraflar tahkim sözleşmesi veya şartında hakemlerin, uyuşmazlığı maddi hukuk
kurallarına göre çözümlemelerini öngördükleri takdirde, hakemlerin bu
kurallar çerçevesinde karar vermeleri zorunlu olup, buna aykırı karar
vermeleri bir temyiz sebebi oluşturur.
Hakem kararlarına karşı yargılamanın iadesi yoluna gidilemeyeceğinden
yargılamanın iadesi sebeplerinin hakem kararları için, öncelikle bir temyiz
sebebi teşkil etmesi gerekir.
Hakemlerin tarafların tahkim sözleşmesinde taspit ettikleri hatta bizzat
kendi tespit ettikleri yargılama usulüne aykırı hareket etmiş olmaları veya
tahkim sözleşmesinde hakemlerin kanun dairesinde karar verecekleri
belirtilmiş olduğu halde, hakem kararının kanuna uygun bulunmaması temyiz
sebebi sayılmamaktadır. Hakemleri kararlarında bu derece serbest bırakmak
doğru değildir.
Hakem kararı, tahkim süresi bittikten sonra karar verilmiş olmasından dolayı
bozulursa davaya artık hakemler değil yetkili ve görevli mahkeme tarafından
bakılır. Buna karşılık hakem kararı diğer temyiz sebeplerinden dolayı
bozulursa hakemler yeniden seçilir ve yeni bir tahkim süresi tayin olunur.
Gerek eski hakemler gerek yeniden seçilen hakemler yargıtayın bozma kararına
karşı direnme kararı veremezler bozma kararına uymak zorundadır.
Hakem kararlarına karşı temyiz süresi hakkında kanunda bir çıklık yoktur.
Yergıtay temyiz süresini 15 gün olarak kabul etmektedir.
Tarafların hakem kararının verilmesinden önceki bir dönemde temyiz hakkından
feragat ettiklerine ilişkin yaptıkları sözleşme hükümsüzdür. Buna karşılık
taraflardan bir, hakem kararı verildikten sonra temyiz hakkından feragat
edebilir ve böylece hakem kararının kesinleşmesini sağlayabilir.
Karar düzeltme: hakem kararları hakkındaki yargıtay kararlarına karşı karar
düzeltme yoluna gidilemez.
Yargılamanın iadesi: kesinleşmiş hakem kararlarına karşı yargılamanın iadesi
yoluna gidilebilir. Yargılamanın iadesi davası kararı vermiş olan hakemler
tarafından incelenir. Tarafların hakem kararının verilmesinden önceki bir
dönemde yargılamanın iadesini isteme hakkından feragat ettiklerine dair
yaptıkları sözleşme hükümsüzdür.
Hakem kararının tavzihi: tavzih ve tashihi istenebilir. Tavzih yetkisi,
tahkim süresi içinde karar vermiş olan hakemlere aittir. Tahkim süresi
geçtikten sonra, hakemlerin kararlarını tavzih etmek yetkileri yoktur. Bu
halde, hakem kararının tevdi edildiği mahkeme, hakemleri de dinlemek
suretiyle hakem kararını icrasına kadar tavzih edebilir.
HAKEM KARARLARININ İCRASI: hakem kararları kesinleşmedikçe icra olunamaz.
Hakem kararı yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşmiş ise, hakem
kararının altına veya arkasına kararın kesinleştiğine dair bir şerh verir.
Hakem kararı süresinde temyiz edilmediği için kesinleşmiş ise bu halde hakem
kararı kesinleşme şerhi ile birlikte mahkeme başkanı tarafından tasdik
olunur bunun üzerine hakem kararı icraya konabilir.
"Medeni Usul Hukuku Ders Notları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Aysun Erkul Akbaş'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.